desing and technology checkmt

Psikiyatri

 

ANATOLİA-1 BAĞIMLILIK TEDAVİ KLİNİĞİ 

Anatolia 1 Bağımlılık Tedavi Kiliniği ile ilgili bilgilere Anatolia Klinikleri sayfasından ulaşabilirsiniz.

ANATOLİA-2 PSİKİYATRİK TEDAVİ KLİNİĞİ

ANATOLİA-3 ALKOL 

TEDAVİ KLİNİĞİ

ALKOL TEDAVİ PROGRAMI

Anatolia 3 Kliniği 22 yataklı “açık servis” niteliğinde ağırlıklı olarak “alkol kullanımına bağlı ruhsal ve davranışsal bozukluklar” tanısı alan hastaların yatarak tedavi gördükleri bir kliniktir. Odalar tek kişilik olarak düzenlenmiş, bazı odalarda refakatçi olarak yakınların da kalmalarına uygun ilave yataklar mevcuttur. Hasta yatışları doktor kararı ile 24 saat hasta ve yakınlarının “istemleri” ile yapılmaktadır. Hasta başvuruları alkol etkisi altında ve olmadan her iki durumda da kabul edilmekte, yatış işlemleri hasta alkol etkisinden kurtulduktan sonra tekrar değerlendirilebilmektedir. Bu serviste ayrıca kendi rızası ile tedaviye başvuran alkol kullanımı dışında, kumar oynama, yeme bozukluğu, depresyon, panik bozukluğu ve diğer anksiyete bozukluğu tanısı alan hastalar da yatarak tedavi olabilmektedir.

Anatolia 3 Kliniği’nde 1 psikiyatri uzmanı, 1 pratisyen hekim, 7 hemşire, 7 personel çalışmaktadır.

Alkol Tedavi Programı

Alkol tedavi programı 2000 yılında Bağımlılık Dergisi’nde yazılmış olmasının dışında yaklaşık 15 yıllık hasta ve yakınlarının deneyimleri ile hizmet vermektedir.

Bilge Kofüçyus öğrenmenin 3 yolu vardır dermiş:

1-Kitaptan öğrenmek (soylu öğrenmek)
2-Deneyerek  öğrenmek (acı öğrenmek)
3-Görerek, taklit ederek öğrenmek (kolay öğrenmek)

Alkol tedavi programının özü başkalarının deneyimlerine dayanarak “yaşamı yeniden yapılandırma” üzerine kurulmuştur. Arındırma sürecinden sonra grup etkileşimine dayanan yaklaşımlarla yaşam yeniden yapılandırılmaya çalışılmaktadır. En az iki haftalık bir süreç içinde; durumun tanımlanması, kabulü, yeni başa çıkma mekanizmalarının fark edilmesi, günlük yaşam disiplininin kurulması ve geniş bir bilgilenme-bilinçlenme amaçlı konuları içeren 22 toplantı yapılmaktadır. Bazen arındırma sürecinde kaçırılan konuların tekrar ele alınması ve diğer nedenlerle ilişkili olarak tedavinin 3 veya 4 haftaya uzatılması yine kişinin kendi rızası ve farkındalığı ile faydalı sonuçlar oluşturabilmektedir. Toplantıların bazılarında işlenen konulardan “alkol kullanımı” dışında yatarak tedavi gören hastalar da faydalanabilmektedir.  

Toplantılar daha önceden yatarak tedavi görmüş ve ayaktan tedavileri devam eden hastaların da katılımına açıktır. Alkol etkisinde olmamak katılım için esastır. Ayaktan hastaların tüm toplantılara katılabilmelerine rağmen Çarşamba 14:00-15:00 ve Cumartesi 10:30-11:30 arası olanlara  katılmaları önerilmektedir. Bu toplantılarda kişisel deneyimlerin paylaşılması ve etkileşim önplandadır. Tüm toplantılara aile ve hastanın kabul ettiği yakınlar da dinleyici olarak katılabilmektedir. Ayrıca Cuma günleri 14:00-15:00 arası yapılan toplantılar aile ve yakınlar içindir, bu toplantılara da hastalar “dinleyici” olarak katılabilir. Yine Cumartesi yapılan toplantılarda hasta ve yakınları aktif olarak paylaşıma katılabilirler. Bu kompozisyonun “ilişki” içindeki bir çok “dinamiğin- güç, duygu ve iletişim” sorunsalının “hasta, yakını ve tedavi edici” tarafından kolaylıkla fark edilmesini ve de kabul edilmesini kolaylaştırıyor gibi görünmektedir.

Etkileşime dayanan yaklaşımlar dışında haftada 1 saat “hastalık” kavramı ve 1 saat “tedavi” kavramı “slayt” gösterisi ile ayrıca anlatılmaktadır. Bu toplantılarda durumun “bilimsel boyutu” (disease), “hissedilen boyutu” (illness) ve “moral boyutu” (sickness) birlikte ele alınarak farkındalık artışı sağlanmaya çalışılmaktadır.

Genel olarak toplantı içerikleri 3 gruba ayrılabilir:

1-Kabul alanı: Bağımlılık belirtileri
2-Motivasyon alanı: Nüks süreci, değişim, yüksek riskli durumlar vs..
3-Diğerleri: Niyet oluşturma, ayık yaşam zinciri, iyi tedavi olma, ben kavramı, başa çıkma kavramı, çözüm üretme, yöntemler, değerler, ilkeler, akıl kullanma, beklentiler, ego savunmaları, merak edilen konular, “ayıklıkla” ilgili her çeşit kişisel deneyimler vs...

 

Bu bölümde yatarak tedavi gören hastaların sorduğu sorulara bilimsel içerikten uzaklaşmadan anlaşılır yanıtlar verilmeye çalışılmıştır.

(Not: Tedavi programı içinde Cuma günleri yapılan sabah toplantılarında hastaların sordukları sorulara yanıt verilmektedir. Bu amaçla Perşembe günü öğleden sonra yapılan toplantılarda bir hafta “hastalık ile ilgili” bir hafta da “tedavi ile ilgili” dönüşümlü olarak soru yazmaları için kağıt dağıtılmaktadır. Böylelikle hastaların merak ettikleri veya “kaçırdıkları” konular ele alınarak öğrenme pekiştirmeleri yapılmaya çalışılmaktadır. Buradaki yanıtlar değişik kaynaklardan yararlanılarak “doğaçlama olarak” oluşturulmaya çalışıldığından ayrıca kaynak gösterimi yapılmamıştır. Bu anlamda katkısı olan herkese, kaynak ve kaynak sahiplerine anonim olarak teşekkür ederim.) 

1- Neden alkol içilir?

Alkol içmenin belirli bir nedeni yoktur. Kişiler pek çok nedenle alkol içerler. Ancak “alkol içmek” öğrenilmiş bir davranıştır. Sosyal olarak öğrenilir. Toplumlarda alkol kullanımı kültürel farklılıklar gösterir. Alkol kullanımı devam ettiği sürece fiziksel bağımlılık gelişir. Bu aşamadan sonra bağımlı artık alkol içmesine nedenler yaratmaya başlar. Başlangıçta alkol kullanma sosyal anlamı olan merak, arkadaş etkisi, toplumun bir üyesi olma sembolü olurken daha sonraları her çeşit olay içme nedeni olabilmektedir. Bağımlılık sürecini ise “nedensellik” kavramı içinde açıklamak oldukça güçtür. Bağımlılık oluşma sürecinde  kullanımın “belirleyiciliği” vardır. Psikolojik, psikodinamik, öğrenme ile ilgili durumlar, sosyokultürel zemin uygunluğu, biyolojik ve genetik yatkınlık faktörleri üzerine “içme” davranışının varlığı bağımlılık döngüsünü oluşturur. İçme döngüsünün sürekliliğini sağlayan ise “alınan ve/veya alınacağı sanılan haz” dır. Alkol belki de doğal olarak yaşanan bir hazdan çok daha fazlasının hissedilmesini sağlamaktadır. İçme döngüsünü bu anlam devam ettirir. Bu durum mitolojideki Sybilla öyküsüne benzemektedir. Sybilla tanrıların sonsuz güzellik teklifini kabul eder, sunulan oysa sonsuz güzellik değil sonsuz yaşamdır. Sanırım ilk hissedilen duyum, ilk yudumdaki duyum insan beyninde Sybilla’nın yanılgısını oluşturmaktadır. İlk içmenin nedeni bilinmez ama sonrakilerin artık bellidir. Bir Japon atasözünün dediği gibi: “ilk kadehi insan içer, ikinciyi kadeh içer, üçüncüde kadeh insanı içer” Bilimsel olarak olağan haz davranışının belirli süreçleri vardır. Bu süreçlerden bir tanesi de “rahatlama” dır. Rahatlama bir anlamda “yanıtsızlık” sürecidir. Alkolün haz verici etkisine yanıtsızlık oluşmaz bu da davranışsal olarak içmenin reddedilmesini, bir anlamda “tamam artık yeter” duygusunu oluşturmayı oldukça zorlaştırır. Bu da alkol etkisinin beyindeki özel bir ilişkisidir. Zamanla bu ilişki daha karmaşık bir hal alır ve kişi içme kontrolünü tamamen (biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak) kaybeder.     

 

2-  Alkolün varolması ile ilgili tarihi bilgi verir misiniz?

'Alkol' insanlık tarihi kadar eski bir maddedirM.Ö. 2000 yılında yapılan Hamurrabi kanunlarında şarap ticaretinden söz edilmektedir. Bazı tarihi kaynaklar şarabın varlığının  M.Ö.8000 yılına kadar uzandığını,  bazı kaynaklar ise 'Nuh Tufanı'na dayandığını yazmaktadırAlkol yüzyıllardır keyif maddesi olarak kullanılmış olup insanın varolması ile birlikte varolduğu söylenebilir. Tarihteki birçok topluluk alkol kullanımına sempati ile bakmıştır. Eski Yunanda içki tanrısı “Dionysos” ve Romalılarda “Bakkhos” adına düzenlenen törenlerde şarap içmek gelenek olmuştur. Bunun yanında hemen aynı dönemlerde Solon Isparta’da içki içilmesini yasaklamıştır. Alkole olan bu ikilem tarih boyunca devam etmiş ve günümüzde de devam etmektedir. Ancak çok eski dönemlerde de “alkol problemi” insanların ilgisini çekmiştir. Alkol probleminin bazı başka problemlerle birlikte olması durumu anlamayı güçleştirmektedir.

Tarihi kaynaklar ilk alkolün “mayalanma-fermantasyon” ile elde edilen şarap, bira ve bal likörü olduğunu göstermektedir. Daha sonraları “damıtma-distillasyon” ve “çekme-ekstraksiyon” yöntemleri bulunmuştur.

Bugün Arapça alkol kelimesinin kökeni olan “kuhl” kadınların kaş boyamasında kullandıkları antumuandan yapılan rastık tozu anlamına gelmektedir. Bu durumda ilk verilen anlamlardan biri “güzelleşme” ile ilgili olmaktadır. Belki de “içelim güzelleşelim” ifadesinin anlamı burada saklıdır. Öte yandan dilmize ispirto olarak geçen kelime latince “spipare” kökünden gelmektedir ve bu kökenin bazı batı dillerinde alkol anlamına kullanılan (spiritus) karşılıkları vardır. Bu köken de “risk, yaşamın özü, soluk almak” gibi anlamlara gelmektedir. Tarih 1850 li yıllara kadar bu anlamı hep taşımış bu tarihten sonra hastalık kavramı kullanılmaya başlamıştır. Bu tarihten sonra da kullanımın hastalık sınırları belirsiz ve değişkendir. Bağımlılık tanısı ile ilgili sınırlar ancak 1987 yılından sonra kısmi bir netlik kazanmıştır diyebiliriz.

 

3 -Alkol ve “yaratıcılık” (creativite) hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle yaratıcılık kavramını açıklamak isterim.Türkçe sözlükte; Yaratıcı: Yaratma yeteneği olanı olarak tanımlanmış ve anlaşılması için de şu  örnek verilmiş: “Birçok yaratıcı çocuk, hatta sıradan çocuk, yaşamın çeşitli yüce alanlarına ilkin çocukluktaki bu masal köprüsü ile yaklaşmışlardır.” H. Taner

“Yaratma” ediminin önemli parçalarından biri de gerileme eylemidir. Buna “benlik hizmetinde regresyon” denmektedir. Yaratı ediminde bu süreçle birlikte bir çok karmaşık süreç yaşanmaktadır. Bu kavramları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.

a-Gerilemek
b-Ölümlü olmak 
c-Tek ve bütün olmak 
d-Karşıtların biraradalığı

Freudiyen öğretiye göre; insan davranışları bilinç dışı ve bilinç süreçleri ile ilişkili “birincil ve ikincil” süreçlerden geçer. Yani haz ve gerçeklik ilkesi. Haz ilkesi id materyali ile ilişkili olurken, gerçeklik ilkesi ego işlevleri ile ilgilidir.

Hemen anlaşılabileceği gibi ego gerileyerek bilinç dışı materyali idden alır ve dışarıya yansıtır. Yaratma ediminde bu yansıtmanın özellikleri belirleyici olmalı. Burada egonun geriledikten sonra kendi oluşumunu koruyabilecek konumda olması gerektiği unutulmamalıdır.

Bütün bu açıklamalar bize şunu göstermektedir. Yaratma süreci psikopatolojiden doğrudan bağımsız gibidir. Yani psikopatoloji yaratmaya engel değildir. Yaratma ister hasta ister sağlıklı olsun “bir boşalma” sürecidir.

 Gelelim alkol ve yaratıcılık edimine; alkol, düşük miktarlarda düşünce fonksiyonları üzerinde geçici olarak “olumlu” (!) etkiler yapabilir. Ancak genel olarak alkol yaratıcılığı artırmaz ve düşünce sistemini olumsuz etkiler. Yukarıdaki süreçlerden sadece “gerileme” sürecinde etkili olan bir maddedir. Diğer süreçlere katkısı öngörülemez. Bu durumla ilgili bir bilimsel test vardır. Yüz kelimelik bir yazı bölümünü alkol etkisi altındayken beş, alkol olmadan yedi “hata” yaparak yazan bir kişiye nerede hata yaptığı sorulduğunda etki altındayken “hiç”, etki altında değilken yedi demesi “alkol ve yaratıcılık” arasındaki ilişkiyi anlamamıza yardım edecektir. Bu durumda  alkolün  yaratıcılığı ve üretkenliği artırdığı doğru değildir. Aksine kişinin kendinde varolan yetenekleri geliştirmesini engeller.İnsanın kendi doğal duyumları üzerinde bir madde olmadığı unutulmamalıdır. Beaduleaire’nin “… ama sonuçları da göz önünde bulundurmak gerekir” şeklindeki uyarısı bana hep iyi bir son söz olarak gelmiştir. Bu konuda çatışma içinde olanlar için iyi bir yol gösterici… Etki (effects) başka etkinlik-faydalılık (efficacy) başka anlamlara gelir. Alkol alımı yaratıcılık üzerinde etkili olabilir fakat etkinliği her zaman şüphe taşıyor…

4- Aşırı alkol aldıktan sonra niçin yalpalayarak yürüyorum?

Alkol beyin üzerindeki etkilere bağlı olarak vücudun dengesini sağlayan sistemleri bozar.  Bu nedenle “aşırı” alkol alındığında yalpalayarak yürüme olur. Alkol kullandıktan sonra yalpalayarak yürümeye sadece alkol bağımlılarında değil aynı zamanda bağımlı olmayan kişilerin alkol kullanımı sonrasında da rastlanabilmektedir. Alkol ve denge arasındaki ilişki alkolün denge sistemi ile ilgili birçok etkisine bağlıdır. Özellikle alkolün denge kurmada önemli rolü olan “beyincik” üzerine olan etkisi bu duruma neden olmaktadır. Ayrıca “aşırı” kavramı her birey için değişik bir miktar olabilir. Alkolün beden (emilim, dağılım, atılım) ve beyin etkileri herkes için her defasında çok değişik özellikler gösterebilir. Bu özellikler çoğunlukla öngörülemez (Mallenby etkisi). Bu öngörülemezlik olduğu gibi Kabul edilmelidir. Bir anlamda bu durum felsefedeki “apriori” kavramına benzetilebilir.  

 

5-Alkol koması nedir?

Alkol koması; kan alkol düzeyinin çok yükseldiği (genellikle 500 mg/dl nin üzerinde) durumlarda oluşan bilinç kaybı ile seyreden ve solunum durmasından ölüme neden olan bir hastalıktır. Alkol komasına alkol bağımlılarının %10 kadarında rastlanır ve yoğun tıbbi bakım gerektirir. Alkol koması tıbbi olarak “alkol entoksikasyonu-alkol zehirlenmesi” olarak tanımlanan klinik tablonun ölümden önceki aşamasıdır. Alkol zehirlenmesi; sözü ağızda geveleme, koordinasyonun bozulması, denge bozukluğu, göz hareketlerinde bozulma, dikkatin azalması gibi belirtilerle başlar. Bu belitiler kişinin bilincinin tamamen kaybolmasına kadar (koma) ilerleyebilir. Normalde alkol zehirlenmesi belirtileri kan alkol düzeyi 150mg/dl nin üzerine çıktığında başlar. Fakat bağımlılarda bu düzey çok daha yüksek olabilir. Kan alkol düzeyi 510 mg/dl olup uyanık olan bağımlılar da olmuştur. Ancak bu ince bir çizgi gibidir. Ani koma durumları gelişebilmektedir. Alkol koması acil müdahale gerektiren tıbbi bir durumdur. Kişinin kusma nedeniyle zarar görmesi engelenmeye çalışılır. Solunum durması tehlikesi olduğundan kişinin yoğun bakım şartlarında tedavi edilmesi gerekebilir. Alkol zehirlenmesi alkol bağımlılarında özellikle uzun süre alkol içmeyi bırakıp tekrar başladıktan sonra görülebilir. Bu durum “alkol toleransının” değişmesi ile ilgilidir. Birçok bağımlı bu durumu “tedaviden sonra daha kötü oldum” şeklinde ifade etmektedir. Hatta bazen bu nedenle “tedavi olmak iyi değil” gibi yanlış düşünceler gelişmektedir. Bu durum tamamen beyindeki hücrelerde ve karaciğerde oluşan bazı değişikliklere bağlıdır.

6-Deliriyum Tremens nedir?

“Deliriyum tremens” alkolü bırakma veya azaltma sırasında görülen bir belirtiler topluluğudur. Tüm  alkol bağımlılarında kendi kendine bırakma sırasında %30, tedaviye gelen alkol bağımlıları arasında ise %5  oranında görülebir. Kişi; yer ve zamanı bilmez, etrafındaki kişileri tanımaz. Olmayan sesler duyabilir, olmayan görüntüler görebilir, olmayan düşünceler söyleyebilir. Genellikle alkolü bırakmanın ikinci  gününden sonra başlar bir hafta içinde yoğun bir tedavi ile iyileşebilir. Hastaların %3-10’u ölebilir. Deliriyum tremensin biyokimyasal temeli bilinmemektedir. Ancak 15 yıl yoğun alkol kullanımı olan kişilerde daha çok rastlanır. Dolayısı  ile alkolün beyni aşırı etkilediği veya tahrip ettiği durumlarda daha çok görüldüğü söylenebilir. Tedavisi yoğun tıbbi bakım gerektirir. Kliniğimizde 15 yıl içinde yaklaşık 1000 “Deliriyum tremens” vakası görülmüş, deliriyum tremense bağlı yine yaklaşık 10 kadar ölüm olmuştur. Deliriyum tremens tedavisi yoğun bakım tedavisi gerektirir. Bu klinik tablo başladıktan sonra kişiye alkol verilmesi tehlikeli olabilir. Ancak bu risk altında bulunan kişilerin tıbbi tedaviye gelene kadar alkol içmeleri uygun olur. Onbeş yıl ve üzerindeki bağımlılar, beş ve üzerinde yoksunluk (terleme, titreme, çarpıntı, tansiyon yükselmesi, uykusuzluk vs…) belirtisi gösterenler, son alkol alındıktan beş altı saat  sonra yoksunluk belirtisi gösterenler ve daha önce böyle bir durum yaşayanlar riskli grubu oluşturur. Ülkemizde özellikle “oruç tutma aylarında” kendi kendine bırakmaların artması sırasında fazla görülmektedir. Bu nedenle alkol içmeyi bırakmayı düşünen “tüm kişilere” bir psikiyatrist ile görüşmeleri ve onun rehberliğinde hareket etmelerini öneriyoruz.

 7-Alkolün karaciğer üzerindeki etkileri nelerdir?           

Alkole bağlı olarak karaciğerde klinik önemi olan üç hastalık olabilir:

A-Yağlanma: Karaciğer fonksiyon testleri yüksektir. (SGOT-SGPT-gama GT) bazen sadece gama GT yüksek olabilir. Karaciğer büyümüştür. Bazen ağrılı olabilir. Alkol kullanımı bırakıldıktan üç ay sonra normale dönebilir. Tedavisi bir daha alkol almamaktır. Alkol bağımlılarının %80'inde yağlanma vardır.

B-Alkolik Hepatit (iltihap): Alkol bağımlılarının yaklaşık %20 si böyle bir  riske sahiptir. Karaciğer fonksiyon testleri SGOT(AST), SGPT (ALT), gama GT ve bilirubinler yüksektir. Görünüş olarak sarılık vardır. Karaciğer ağrılıdır. Siroza dönüşebilir. Ölüme sebep olabilir veya iyileşebilir. Kabaca “toksik hepatit” diye tanımladığımız bu durumun yaklaşık %20 si ölüme, %20 kadarı süregenleşmeye (kronik), %60 kadarı da durağanlaşmaya-iyileşmeye (stagnation) gider. “Alkolik hepatit” çoğunlukla içilen miktarla ilişkili olsa da miktardan bağımsız olabilir, yani allerjik bir tarafı olabilir. Bulaşıcı değildir.

C-Siroz: Karaciğerin fonksiyonunu yerine getiremediği bir tablodur. Değişik kan ve muayene bulguları vardır, ölüm riski yüksektir.

Her üç durumda da tedavi için ilk yapılması gereken alkol içmeyi durdurmak ve bir daha içmemektir. Bunun dışında, ayrıntıları bu sorunun cevabını aşan değişik tedavi şekilleri uygulanmaktadır.  “Zararın neresinde durulursa kardır”.

8-Alkol kalp damarlarını nasıl etkilemektedir?

Alkol  ve kalp hastalığı riski konusundaki bilgiler oldukça çelişkilidir. Alkolün klasik olarak kroner kalp damarları üzerinde olumlu etkileri olabileceği kabul edilmiştir. Ancak bu damarlar üzerinde yapılan çalışmalarda günlük potansiyel risklerin alkolün koruyucu etkilerinin çok önüne geçtiği kabul edilmektedir. Alkolün iyi huylu kolesterolü arttırdığına dair bilgiler artık kabul görmemektedir. Alkole bağlı olarak artan iyi huylu kolesterolün normal görevlerini yapamadığı saptanmıştır. Aslında kalp hastalığı riskini azalttığı söylenen şey “kırmızı şarap” değil kırmızı şarabın içinde de bulunan anti-oksidan etkili “flavanoid” olarak adlandırılan maddelerdir. Dolayısı ile kalp hastalığını engellediği söylenen şey alkolün kendisi değil şarabın bileşimindeki başka bir maddedir. Ancak her durumda bir “totoloji” örneği olarak burada da sonucun bir çıkması için bir “mit” gerçekliğe uyarlanmıştır. Yoğun alkol alımı sırasında kalp ritminde bazı değişiklikler olur. Hatta tıp litertürüne “holiday heart syndrome” diye geçen bir kavram vardır. Hafta sonu tatilde alkol alıp pazartesi günü alkolü bırakınca yaşanan yoksunluğa bağlı kalpte ritm bozukluğu olur bu durumun bir sure sonra yerleşerek kalp ritm bozukluğu hastalığı oluşurduğu duruma bu özel ad verilmiştir. Bunun yanında alkol doğrudan kalp kasına zehir etkisi yapmasa da ilk parçalanma ürünü olan asetaldehit çok zehirlidir. Bu zehirli ürüne her insanın kalp kasının yanıtı, tepkisi farklı olabilir. Alkol yoksunluğu sırasında kalp krizi riski artmaktadır. Bu da uzun sürede alkolün kalp damarları üzerine olumsuz etkiler yaptığını düşündürmektedir. 

 9-“Alkolik olmak” ile “alkol bağımlısı” olmak aynı şey midir?

‘Alkolik' kelimesi 1850'li yıllarda kullanılmaya başlanmış olup günümüzde alkolizm- alkolik olmak, alkol bağımlılığı-alkol bağımlısı olmak kavramlarına denk düşmektedir. Alkolizm kelimesi kullanılmaya başlandığı andan günümüze kadar çok değişik tanımlamalar almıştır. Zaman zaman bu tanımlamalar kültürel anlamlar da içermiş ve alkolizm kelimesi tıbbi kullanım dışında farklı anlamlarda da kullanılmıştır. 1980 yılından sonra tıbbi kitaplarda alkolizm kelimesi yerine alkol bağımlılığı kelimesi kullanılmaya başlanmıştır. ‘Alkolik’ olmanın ülkemizde de kültürel bir anlamı vardır. Biz alkolik olmayı tıbbi anlamda alkol bağımlısı olmak anlamında kullanıyoruz. Eğer kişi 'alkolik' kelimesinden ayrı bir sıkıntı hissediyor ise bu kelimeyi kullanmayabilir.

 10-Alkol kullanımı ile bellek-hafıza arasında nasıl bir ilişki vardır? İçmeyi bıraktıktan sonra nasıl bir süreç yaşayacağım?

Alkol kullanımı ile bellek arasındaki ilişki de karmaşık bir süreç gösterir. Doğrudan bilgiyi depolama üzerinde belirli bir kan alkol düzeyinden sonra (örneğin kan alkol düzeyi 150 mg/dl, fikir olsun  diye yaklaşık 2,5-3 duble sert içki-rakı-votka vs, 5-6 bira, 4-5 kadeh şarap) yarı yarıya azalma yapar. Kan alkol miktarı arttıkça bilgiyi depolama sıfırlar, hatta “black-out” olarak adlandırılan ve ertesi gün hemen hiç anımsanamayan süreçler oluşabilir. Bu durum bir çok psikolojik tepkiler ve savunmalar oluşturup kişinin ruhsal durumunu bozar ve sosyal güvensizlik oluşturabilir. Bu durum baştan itibaren bir çok insan tarafından “sorunsal bir durum” olarak kabul edilmesine rağmen çözümün içmemek olduğu kabul edilmez. Zamanla kişinin öğrenme özellikleri de değişir. Burada asıl üzerinde durulması gereken normal öğrenmeden farklı bir durumun olması ve kişinin kendisinin bu durumu fark edememesidir. Normal öğrenmede yani herhangi bir psikoaktif madde olmadan yapılan öğrenmede bir “gerçeğin, nesnenin, durumun” iyi ve olumsuz tarafları, içeren ve dışlayan durumlar yan yana, bir arada öğrenilir. Bir kişiye verilen para iyilikseverlik olduğu kadar cebinizden eksilme, o paranın nasıl kullanılacağı meselesi gibi bir dizi durumla ilişkidir, normal öğrenme bunu yapar ve ayırt eder. Yani eskilerin deyimi ile “efradını cami, ağyarını mani-içe alanlar, dışlayanlar” şeklindedir. Oysa psikoaktif bir madde ile (alkol veya diğerleri) farklı bir öğrenme süreci vardır. Bu belleğin işleyişi ile bile yeterince sorun çıkartabilecek bir özellik gösterir, oysa öğrenmede bir çok daha bileşen vardır. Alkol beyinde hoşluk veren tarafını ayrı bir proteine yükleyerek bir “keyif belleği” (drug memory), ayrı bir proteine de hoş olmayan taraflarını yükleyerek “sıkıntı, bağımlılık belleği” (addiction memory) oluşturur. Bu iki bellek bölümünün de birbiriyle doğrudan bağlantısı zayıftır. Bu durumda kişi bazen alkolün keyif veren yanlarını, bazen de sıkıntı veren yanlarını anımsar ve hareketleri buna gore belirlenir. Bir bağımlı bunun da “çaresini” (!) bulmuştur. Akla uygun hale getirerek “ben onu seviyorum ve/veya ben zevkimden içmiyorum ki” savunamaları yapılmakta ve her durumda süreç içmeye çıkmaktadır. Bu sadece içme konusunda değil yaşamın diğer alanları için de geçerlidir. Bağımlı yakınları bu durumu “istediğini hatırlıyor” şeklinde ifade ederler. Bu gerçekten böyledir ancak biyolojik temelleri olan bir durumdur. Açıkçası bu bilgiyi 2005 yılında öğrendiğimde bir çok sorunun yanıtını almıştım kendi düşüncelerimde. Bir sure bağımlıları bu gözle izledim. Gerçekten bir çok çelişkinin arkasında bu öğrenme şekli vardı. Bir günde iki büyük rakı ayarında alkol tüketen bir bağımlı bunu bir gün gülerek ertesi gün ağlayarak anlatabiliyordu. Bu belleğin bir oyunu aslında ama alkolün yaptığı bir oyun. Ayıklığın başlangıcında hemen değişmiyor bu durum, bir gün tedavi çok övülürken ertesi gün olumsuzlanabiliyor. Bellekteki bu oyunun altı ay kadar devam ettiğini, uzun zaman sonra bile zaman zaman bu sıkıntıların yaşanabildiğini gözlemleyebiliyoruz. Zaman iyi çözümler sunar… Yaşam bir anlamda matematikteki “totoloji” (bileşik önermelerde önermenin bir tarafı ne olursa olsun sonuç hep “bir” dir) ve/veya “çelişki” (bileşik önermelerde önermenin bir tarafı ne olursa olsun sonuç hep “sıfır” dır) şeklinde yaşanmaktadır. İçmeye giden yol hep “totoloji” içmemeye giden  yol da “çelişki” dir adeta… Bütün bu olumsuz, işlevsiz düşünce süreçleri tedavi sırasında grup etkileşimleri yolu anlaşılmaya çalışılmaktadır.  

 11-Alkol bağımlılığı ve yaş arasında nasıl bir ilişki vardır?

Alkol bağımlılığının genellikle 30'lu yaşların başında geliştiği, ancak tedaviye başvuruların 40’lı yaşların başında olduğu görülmektedir. Bazı durumlarda alkol bağımlılığı daha geç yaşlarda gelişir. Bu durumlarda genellikle alkol bağımlılığının öncesinde başka bir ruhsal hastalık vardır. En sık görülen hastalık ise depresyondur.
  
12-Alkol bağımlılığı ve cinsiyet arasında nasıl bir ilişki vardır?

Alkol bağımlılığı erkeklerde daha yaygındır. Erkek/kadın oranı 5/1 civarında kabul edilmektedir. Biyolojik olarak erkekler bağımlı olmaya daha yatkındır. Ancak sosyal açıdan da erkeklerin yatkın olduğu kabul edilmektedir.  Son zamanlarda kliniğimizdeki gözlemlere dayanarak kadın bağımlıların da arttığını söyleyebiliriz. Bir gözlemimizi daha belirtmekte fayda var. Kadınlarda bağımlılık genellikle daha geç yaşlarda gelişmektedir. Ancak tedaviye kadın bağımlılar daha erken başvurmaktadır. Bağımlılığın hem oluşum, hemde çözüm aşamalarında cinsiyetler arasında bir çok farklılık olabilir. Ortak nokta, hatta kavşak “içmemeyi” öğrenmektir. Tedavi programımız içinde farklılıklara değil aynılıklara yönelme eğilimi vardır. Gene de farklılıklardan kaynaklanan durumlar bireysel müdahalelerle giderilebilmektedir. Dünyada bazı ülkelerde sadece kadınlara yönelik tedavi programları da vardır.

13-Alkol bağımlısının alkolü tok karnına veya aç karnına içmesi arasında fark var mıdır ?

Alkol bağımlısı için alkolün tok veya aç içilmesi arasında belirgin bir fark yoktur. Alkol tokluk hissi yarattığı için  yemek yemek istenmez. Bağımlılığın gelişmesi aşamasında aç iken alkol içmek  daha fazla  risk taşımaktadır. Alkol yoksunluğunun şiddetlendiği aşamalarda bulantı, kusma, isteksizlik gibi şikayetler nedeniyle yemek yemek mümkün olmamaktadır. Bu durum birçok bağımlı tarafından yemekten önce bir miktar alkol alınmasına neden olmakta, hatta bazen alkol “ilaç” gibi algılanabilmektedir. Öyleki kişi bulantı, kusma ve isteksizliğini “iyileştirmektedir”. Aynı durum ise bağımlının yakınlarının “aç içiyor, bir şey yemiyor, bu nedenle kötü oluyor” yorumunu yapmasına bazen de bu nedenle bağımlıya öfke duymasına  yol açabilmektedir.
Alkol içmeyi bıraktıktan sonra “aç olmak” ile içme isteği arasında yoğun bir ilişki vardır. Kan şekerinin beyin duyarlılığı değiştiği için biraz düşüklük içme isteğini artırabilmektedir. Bu nedenle tedavi sürecinde “az az sık sık” yemek yeme bir anlamda “normal” sağlıklı beslenme içme isteği ile başa çıkmada önemli bir faktördür.

14-Alkol bağımlılarının zaman içinde içtiği miktarda bir azalma olabiliyor; bu olayı açıklar mısınız?

Zamanla alkol karaciğerde ve beyin hücrelerinde bazı değişiklikler oluşturur. Özellikle karaciğerde alkolü zararsız maddelere ayıran 'parçalıyıcının' (alkol dehidrogenaz) miktarının azaldığı durumlarda az miktarda alkol büyük etkiler oluşturur. Bu durum alkol toleransının tersine dönmesi olarak değerlendirilmektedir (reverse tolerance). Kişinin sağlığı açısından daha ciddi bir durum  olarak kabul edilmektedir. Alkolün toleransının tersine dönmesinin diğer nedeni de beyin hücrelerinde alkolün etkisini göstermek için bağlandığı reseptörlerdeki-alıcılardaki değişikliklerdir. Zamanla bu alıcıların yapısı, sayısı ve duyarlılıkları değişir. Bu karmaşık bir ilişkidir. Ancak “ben artık eskisi gibi içmiyorum, azalttım” ifadesi her zaman olumlu bir durum değildir. Toleransın azalması beraberinde fiziksel-ruhsal ve sosyal sorunların fazlallaşması anlamına gelebilir.

 15-Alkol bağımlısının tedavisi hangi durumlarda hastanede yatarak yapılmalıdır; ayaktan tedavi mümkün müdür?

Kişinin durumu aşağıdaki belirtileri gösteriyorsa yatarak tedaviye kesinlikle ihtiyaç var demektir:

1- Şiddetli yoksunluk belirtileri. 
2- Kendisine ve çevresine zarar verme potansiyeli.
3- Alkolün yoğun kullanıldığı bir sosyal çevre içinde bulunma.
4- Fiziksel bir hastalığa (tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kalp hastalığı vs.) sahip olma.
5- Alkol bağımlılığı konusunda bilgi sahibi olmama ve alkol içmeyi bırakmak  konusunda istek azlığı.
6- Başka bir ruhsal hastalığa  (depresyon vs.) sahip olma.

Bunun dışında kişinin kendisinin istemesi de yatarak tedavi olma gerekleri arasında kabul edilmektedir. Kişisel görüşüme gore her “bağımlı” kendine uygun bir tedavi programından yatarak geçmelidir. Bunun anlamı öncelikle “bilgilenme ve öğrenmedir”. Kofüçyus öğrenmenin üç yolu vardır dermiş; kitaptan öğrenmek (soylu öğrenmek), deneyerek öğrenmek (acı öğrenmek), kolay öğrenmek (taklit ederek, bakarak öğrenmek, ötekinden öğrenmek). Ayıklık en iyi “kolay öğrenme” yolu ile olabiliyor. Bunun da en iyi yatarak, “tedavi programı” olan bir yerde olacağını düşünüyorum.

16-Alkol bağımlısının ilaç kullanarak kontrollü olarak alkol içmesi mümkün  müdür?

Bugünkü bilgilerimize göre alkol bağımlısının herhangi bir yöntemle  kontrollü alkol kullanması (ilaçla ya da ilaçsız) mümkün değildir. Burada “sorun yaşamadan” içmenin mümkün olmadığı anlaşılmalıdır. Ancak alkol bağımlılığında bazen “daha zararlı” kullanımları engellemek hedeflenebilir. Bu durumun anlamı şudur; alkol alıp araba kullanan, kendisi ve çevresi için tehlike yaratan birinin alkol aldıktan sonra araba kullanması engellebilir. Örneğin araba kullanmasının mümkün olmadığı ortamlarda alkol kullanması “hedeflenir”. Kontrollü içmekten çoğunlukla anlaşılan “şey” budur. Böyle bir çabanın ne kadar faydalı olduğu tartışmalıdır. Harcanan çabanın “hiç içmemek” için olması çok daha faydalı olmalıdır. Yapılan araştırmalarda beş yıllık kontrollü içme programına alınan kişilerde beş yılın sonunda ilk şikayet edilen durumun değişmesine rağmen başka bir alanda sorun geliştiği bulunmuştur. Bunun anlamı şudur, yoğun alkol aldığı için eşi ile çatışma yaşadığını ifade eden kişi beş yıl sonra artık böyle bir şikayet yerine “siroz” oldunuz tanımlaması ile karşı karşıya kalabiliyor. Bir gün üç yıl kadar önce tedavi programımıza katılan bir bağımlı ile rastlantısal olarak hastane dışında karşılaştım, 9 ay kadar içmemiş, gelmiyorsunuz artık dedim, ben içmeyi öğrendim, başka bir tedavi yolu buldum dedi. Bu kişinin ilk şikayeti aile ilişkileri idi, ya eşiniz dedim, ha o mu? Biz bir yıl önce boşandık dedi. Kontrollü içmek bunun gibi bir şey olmalı…
17-Alkolü bıraktıktan sonra aşırı çay,  sigara, kahve ve kola içmeye başladım, nedeni nedir, önlem almam gerekir mi?

Alkolü bıraktıktan sonra alkol bağımlıları genellikle çay, sigara,  kahve ve kola gibi içecekleri daha fazla tüketmeye başlarlar. Kısmen alışkanlıklarla kısmen de “alkol içme isteği” ile ilgili olabilir. Bazen bağımsız bir 'sıkıntı' hastalığının da belirtisi  olabilir. Çeşitli gevşeme egzersizleri, fiziksel aktivitelerin artırılması gibi pratik önlemler ve bireysel psikoterapi önerilebilir. Özellikle ilk üç hafta içinde beyinde oluşan yoksunluk etkisi bu içimlerle azaltılmaya çalışılır. Bir anlamda beyin alkol ile bunları değiştirmiştir. Bu tuzağa dikkkat edilmelidir. Çay, kafein, nikotin kontrolü olanaklı maddelerdir. Bu konuda davranış kontrolü sağlanmalıdır. Saat koymak, yer belirlemek vs..Bazen bu konuda ciddi sıkıntılar olabilmektedir.

 18-Alkolü bıraktım ancak rüyalarımda sık sık alkol içtiğimi görüyorum, bunun anlamı nedir?

Rüyalar konusunda yorum yapmak oldukça zordur. Rüyada alkol görmenin tekrar alkole başlama açısından risk faktörü olduğunu söyleyebiliriz. Bazen bu belirti alkol bağımlısının tekrar içmeye başlamasının habercisi olabilir. Rüyalarında sık sık alkol içtiğini gören bir bağımlı nüks açısından dikkatli olmalı ve bu durumunu bireysel görüşmelerinde ele almalı ve/veya grup toplantılarında paylaşmalıdır. Bu durumun önlenebilir bir nedeni alkol kullanılan ortamlara gitmektir. Bu ortamlardan uzak kalmak rüyaları azaltabiir Ayrıca uyku yapısındaki düzenlemeler iyi gelebilir. Düzenli uyanma vs...

19-Alkol bağımlısının alkol almadan yaşamasında ailenin desteğinin önemi var mıdır?

Alkol bağımlısının alkolü bırakma sürecinde çevresindeki kişilerin önemi oldukça büyüktür. Genellikle başlangıçta bağımlıların çoğu tedavi sürecine katılmak için aile üyeleri tarafından zorlanmaktadır. Gerek alkol kullanma sürecinde, gerekse tedaviye ikna sürecinde oluşan çatışmaların ve/veya başka nedenlerle var olan çatışmaların çözümlenmesi için aile bireylerinin de tedavi sürecine katılmaları son derece önemlidir. Alkol bağımlılarında alkole tekrar dönme riskini artıran önemli bir faktör de aile içi çatışmalardır. Ancak bu konudaki problemlerin çözümünde sorumluluğun büyük bir kısmının  bağımlıda olduğu unutulmamalıdır. Bu çatışmaların çözümlenmesi için kliniğimizde haftada bir aile toplantıları yapılmaktadır. Bunun dışında cumartesi toplantıları birlikte yapılmakta ayrıca yakınlar tüm toplantılara izleyici olarak katılabilmektedir.

Alkol bağımlılığında bağımlının alkol kulladığı süreçte  aile olumsuz olarak etkilenmekte ve bu olumsuzluğun giderilmesi için aile üyeleri kendilerince davranış modelleri geliştirmektedir. Bağımlı tarafından sorunun kabul edilmesi aşamasından itibaren iyi bir alkolsüz yaşamın hayata geçirilmesine kadar aile bireylerinin rolü büyüktür. Bağımlının yanında olmak, sürece katılmak alkolsüz yaşamı kolaylaştırmaktadır. Gözlemlerimize göre; kliniğimizde yapılan aile toplantılarına katılan ailelerdeki bağımlı daha rahat bir alkolsüz yaşam sürdürmekte ve tedaviye daha uyumlu olmaktadır. Alkolsüz yaşam sürecinde; bağımlının aile üyelerinin önyargıdan uzak, yargılama, suçlamalardan sakınmaları ve problemi anlamaya çalışmaları halinde gerekli desteği vermiş olmaktadırlar. Bu konuda “ailenin düşünce dahil içmemesi” anlamına gelen “family detoxification” kavramı önemlidir.

 20-Hangi tür kişilik özelliklerine sahip insanlar alkol bağımlısı olmaktadırlar?

Alkol bağımlılığının gelişimi ile kişilik özellikleri arasında bugüne kadar saptanmış kesin bir ilişki yoktur. Bazı çalışmalar;  toplum kurallarına karşı olma gibi kişilik özelliklerine sahip olan kişilerde, engellemelere  dayanıksız olma gibi özelliği olan kişilerde  alkol bağımlılığının daha yaygın görüldüğünü bildirmiştir. Ancak alkol bırakıldıktan sonra bağımlılar pek çok şeyi oldukça zor paylaşmaktadırlar. Bunun sonucunda problemlerle karşılaştığında kendi kendine çözme yoluna gitmekte, tıkandığı noktada da alkole dönmektedir. Alkol bağımlılığının seyri içinde gelişen veya daha önce var olan, zorlu durumlara çabuk ve kontrolsüz cevap verme, kişiler arası ilişkilere aşırı duyarlı olma gibi kişilik özellikleri alkol içme bırakıldıktan sonra tekrar içmeye başlama açısından riskli olabilir.

 Bu gözlemler yanında son zamanlara kişilik iki ana bölüme ayrılarak daha anlaşılır bir durum oluşturulmuştur. Doğuştan gelen kişilik özellikleri (temparement-huy); yenilik arayışı, zarardan kaçınmama, risk alma, sebat edememe boyutları bağımlılarda yüksektir. Sonradan kazanılan kişilik özellikleri (karakter, tıynet); işbirliği yapma, kendini idare etme, kendini aşma özellikleri ise düşüktür. Kişiliğin bu boyutları hem bir neden hem de bir sonuç olarak ele alınmalıdır.

Alkol; içilen miktarla veya kan düzeyi ile ilişkili olarak her insanda değişik özellikler açığa çıkarır. Genellikle az miktarlarda iyimserlik, daha fazla miktarlarda taşkınlık ve saldırganlık gibi özellikler açığa çıkar. Bu geçiş oldukça hızlıdır. Bazen farklılık gözle görülür düzeyde olmayabilir. İnsanların kişilik özellikleri farklı olduğu için her kişide farklı bir özellik ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan kişilik 'gerçek kişilik' değil 'kontrolsüz' kişiliktir. Kontrolden çıkmış bir aracın nasıl ve nereye çarpacağı belli olmaz! Oluşan farklı kişilik özelliklerinin temelinde daha önce var olan biyolojik-psikolojik-sosyal özelliklerin rolü olduğu unutulmamalıdır.

-Alkol niçin insanın kişiliğini değiştiriyor?

'Kişilik' kişiye özgü özelliklerin toplamıdır ve beyin fonksiyonları tarafından meydana getirilmektedir. Beyin fonksiyonlarını etkileyen bir maddenin de kişiliği etkilemesi, değiştirmesi doğaldır. Alkol ve kişilik değişikliklerini kısa ve uzun vadeli olarak değerlendirebiliriz. Bunlar; alkol içme sırasında oluşanlar ve uzun süre içmeye bağlı oluşanlardır. Çoğu alkol bağımlısı alkol aldıktan sonra kendisinin daha sakin, yumuşak, uyumlu olduğunu ifade etmektedir.  Bu belki doğrudur. Ancak insan çevresine kendi kişilik özellikleri ile uyum  sağlar. Önemli olan kişiliğin değişmesidir. Sorun olan “şey” değişikliktir. Bu değişiklik varolan dengeyi bozar, sosyal ilişkilerde sorun yaşanmasına neden olur. Üstelik alkol kişilik özelliklerini miktarla ilişkili olarak değiştirmektedir. Kişi belirli bir miktarda belki sakin ve uyumlu olabilir ancak bir süre sonra tam tersi bir durum da yaşanabilir. Uzun sürede ise alkol etkisi altındayken gösterilen özellikler alkol alınmadan da gösterilmeye başlanır. Alkol etkisi altındayken sorunlarını önemsemeyen bir kişi bir süre sonra daha önce aynı soruna farklı tepkiler gösterirken alkol etkisi altında olduğu gibi tepki göstermeye başlayabilir. Buluşma randevularına alkol etkisi altındagelmeyen bir kişi bir süre sonra alkol etkisi altında olmadığı zamanlarda da gelmemeye başlar. Gözlemlerimize göre; önemsememe, münakaşa çıkarma, çabuk kızma, gereksiz ayrıntılara girme, yaşamın planlanmasında güçlük gibi günlük yaşamı, ilişkilerini zorlayan ve bozan bazı özellikler gelişmektedir.Genel olarak alkol kullanımı ile şöyle bir kişilik özelliği gelişir diyebilmek zor aynı zamanda da gereksizdir. Ancak kişiliğin değiştiği, bu değişikliğin kişinin hayatını olumsuz etkilediği, alkol bırakıldıktan sonra bu değişikler üzerinde “bireysel terapilerde” çalışılması gerektiği unutulmamalıdır. “Benim başıma gelmez” veya “hallederim” şeklinde ifade edilebilecek ortak bir kişilik özelliğinden bahsetmek mümkündür. Bu da birçok alkol bağımlısının “alkol sorununu” kendi başına çözmeye çalışmasına neden olabilecek bir kişilik özelliğidir. Kendi başınıza halledebileceğiniz başka sorunlar olabilir, ancak hangi aşamada olursanız olun alkol bağımlılığı konusunda “hizmet” almak gerekebilir. 

 21-Antabus (disülfiram)  nasıl etki etmektedir?

Alkol vücutta aşağıdaki şekilde parçalanır:
Alkol --------------------------Ara madde-------------------------Zararsız ürünler
Parçalayıcı 1                             Parçalayıcı 2  

Ara madde normalde çok kısa süre içinde etkisiz hale getirilir. Bu madde oldukça zehirlidir. Bulantı, kusma, çarpıntı, yüz kızarması, hatta  ölüme yol açabilir. Eğer dışardan bir ilaçla (Antabus) 'parçalıyıcı' nın görevi engellenirse kişi alkol aldığında yukarıda sayılan belirtileri yaşar. Dolayısıyla alkol almaya devam edemez. Bu belirtiler çok küçük miktarlarda alkol  alındığında bile yaşanabilir. Özel bir yöntemle bu ilacın 6 ay-1 yıl arasında değişen uzunlukta etkin olduğu deri altına yerleştirilen şekilleri vardır. Deri altına bu ilaç takılan kişiler bu süre içinde alkol alamaz. Ülkemizde bir zamanlar çok sık kullanılan bu yöntem artık pek kullanılmamaktadır. Bunun yerine aynı ilacın günlük olarak alınan hapları vardır. Bir hapın etkisi yaklaşık 14 gün kadar sürer. Ancak bu ilacın etkisi her geçen gün azalır.

“Antabus” ilacının esas etkisinin kişinin ruhsal yapısı üzerinde olduğu unutulmamalıdır.
Bu ilaç kesinlikle bir hekim önerisi ile kullanılmalıdır.

22-Alkol bağımlısının alkolü bıraktıktan sonra beslenme düzeni nasıl olmalıdır?

Alkolün oluşturduğu bazı fiziksel hastalıklar yoksa (karaciğer hastalığı, hipertansiyon vs.)  özel bir diyete ihtiyaç yoktur. Ancak düzenli yemek yeme alışkanlığı (en az 3 öğün, saatinde) kazanmak son derece önemlidir. Uzun süre açlığın alkol içme isteğini arttırdığı unutulmamalıdır. Alkol bırakma sürecininin erken dönemlerinde, bir çok alkol bağımlısının karaciğer, mide gibi organlarında oluşmuş olan sorunlar ve tansiyon yüksekliği gibi hastalıklar nedeni ile kırmızı et, kızartma yiyecekler, tuzlu yiyeceklerden kaçınması uygundur. Alkol bırakıldıktan sonra kişide hastalık tablosu yok ise çok daha sıkı bir diyet uygulamasına gerek yoktur. Alkol bağımlısı için asıl önemli olanın “doğal yeme kültürünü” yeniden kazanması olduğunu düşünüyoruz. Alkol kullanımı ile birlikte bir çok alkol bağımlısının özellikle yeme düzeninin bozulduğunu, bazı yiyeceklerin listeden düştüğünü gözlemlemekteyiz. Özel bir diyet çabası içine girip “sözde alkolün oluşturduğu hasarları yenileme (!)” çabası yerine yeme disiplini sağlamaya çalışmak çok daha önemlidir. Çoğu alkol bağımlısı sabah kahvaltısı yapmayı unutmuştur. Alkol bırakıldıktan sonra da bu alışkanlık devam edebilir. Bu alışkanlığı tekrar kazanmak çok daha önemlidir. Bazı alkol bağımlıları bu disiplini yeniden sağlamak yerine “adeta yeniden içmeye hazırlanır gibi, oluşan hasarları iyileştirmek(!) düşüncesi ile çok değişik ve aşırı yeme davranışları göstermektedir” . Bu durumbir süre sonra aşırı ve sıkıntı yaratacak düzeyede bir kilo alımına yol açabilir. Bir süre sonra da bu durum “yeni (!) memnuniyetsizliklerin oluşmasına hatta tekrar alkol içmeye başlamanın gerekçelerinin temellerinin atılmasına yol açabilmektedir. Alkol bağımlısı yakınlarında da bağımlıya karşı “o hasta, boğazına dikkat etmeli” anlayışı ile benzer davranışlar desteklenmektedir.

23-Bir alkol bağımlısına alkolü bıraktıktan sonra toplumun bakışı nasıldır, bu konudaki olumsuzluklar nasıl giderilebilir?

Açıkçası alkolü bırakan bir alkol bağımlısına 'kötü gözle bakıldığını’ şu ana kadar görmedik. Alkol bağımlısı alkol içtiği dönemlerde 'eleştirilmekte' ancak bıraktığında genellikle 'takdir' edilmektedir. Bazen yoğun alkol kullanımı döneminden kalma 'öfke' alkol bırakıldıktan sonra çatışmaya dönüşmekte ve bu durum bir dereceye kadar sorun oluşturabilmektedir. Aslında alkol bağımlısı tedavi gördüğü için değil alkol içmeye devam ettiği sürece olumsuzluklarla karşılaşmaktadır. Bazen alkol bağımlısı alkolü bıraktığı dönemde  olumsuz duygular hissedebilir. Bunun nedeni alkol bırakıldıktan sonra farkındalığın artması ve alkolün duygular üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerdir.

24-Alkol  bağımlısının  alkolü bıraktıktan  sonra  yaşam biçiminde  yapması gereken değişiklikler  nelerdir?

Başlangıçta; günlük  yaşam planlanmalıdır. Düzenli uyku ve yemek  yemek önemlidir. Bunun dışında  eğlence biçimleri, arkadaşlıklar, fizik aktivitenin  artırılması ve yeni  hobilerin keşfedilmesi  oldukça faydalıdır. Ayrıca alkol bağımlısı yaşam zenginliğine  tedavi  sürecine katılmayı (toplantılara katılmak ,bireysel yardım almak) da eklemelidir. Kanımızca  alkol bağımlısı yaşam biçimine, sorun karşısında  kesinlikle  “yardım-hizmet almayı özellikle profesyonel  yardım-hizmet almayı” eklemelidir.

25-Alkol bağımlısı  alkol içme isteği duyduğunda  içmemek için ne yapmalıdır?

Alkol içme isteği ile başa çıkmanın ilk şartı isteğin var olabileceğini kabullenmektir. Bunun yanında alkol içme isteğinin tanınması gerekir. İstek doğrudan farkedilmeyebilir. Kişinin duygu-düşünce ve davranışlarında “kendisine tanıdık olmayan” düzeydeki bir değişiklik bu konuda ilk habeci olabilir. Öncelikle bu tanımlamanın çok iyi bilinmesi gerekir. Bazı alkol bağımlıları bu sürecin başlangıcını “bende bir kıpırdanma başladı ve /veya rüyalarımdan korkuyorum, rüyalarımda içmeye başladım” şeklinde çok güzel olarak tanımlamaktadırlar. Bunun yanında beklenmedik yaşam olayları ile karşılaşmak, yer değiştirmek (seyahat vs...) potansiyel istek dönemleridir. Alkol içme isteğinin  hemen ortadan kaldırılması  için yapılması gerekenlerin başında “şişeden  uzak durmak, fiziksel aktivite, aç ise yemek yemek, durumu tercihen  bir profesyonelle paylaşmak” gelmektedir. Daha sonra bu istek özellikle grup toplantılarında  paylaşılmalı ve yeni başa çıkma altarnatifleri  geliştirmelidir. Alkol içme  isteği  ile başa çıkma bir deneyimdir ve süreç içinde gelişir. Kişinin alkol bağımlısı olduğunu açıklamak zorunda olduğu kimse yoktur. Ancak çok yakın aile bireylerinin konu ile ilgili uygun birikime sahip olmaları bağımlıyı rahatlatabilir. Bu konuda biri davranışsal diğeri bilişsel iki yöntem sunulcaktır.

a-HALT etmemek(!): HALT kısaltması İngilizce’de Hunger (açlık), Anger (kızgınlık), Lonely (yalnızlık), Tired (yorgunluk) terimlerinden gelmektedir. “Halt” İngilizce de engellemek anlamına da gelirken Türkçe’de “olumsuz bir şey yapmak” anlamına rastlantısal bir durum oluşturmuştur. Bu nedenle akılda kalması açıısndan “HALT etmemeye dikkat etmek” uyarısı fayda sağlamaktadır diye düşünüyorum. Bu davranışsal ve pratik bir öneridir.

b- Beş Faktör: (Five Fs): Frame (çerçevelemek), Find (bulmak), Focus (odaklanmak), Freeze (dondurmak), Finalize (sonuçlandırmak): Düşüncelerde bu özelliklere sahip olmak kişinin kontrolunu sağlamasına ve bir çok durumla başa çıkabilmesine yardım etmektedir, edecektir.

26-Alkol bağımlılığını kabullenmek ne anlama geliyor?

Anlam’; gerçekten yüklü bir kavram.  Bazı kelimeler görüldüklerinden daha ağır bir yük taşıyor. Böyle kelimelerin kavramsal düzeyde sınırlarını çizebilmek, aktarabilmek oldukça güç.  Anlam, hemen her durumda gereksinme hissettiğimiz, aradığımız ve belki de var oluşumuzu güçlendiren bir kavram aynı zamanda.Alkol bağımlılığında, alkolsüz yaşam koşullarının başında sorunu kabullenebilmek gelmektedir.  Ancak sorunu kabullenmenin  bir anlamı var.  Alkol bağımlılığında, sorunu tanımlayanlar ile (uzmanlar), sorunu yaşayanlar (bağımlılar) arasında tanımlama düzeyinde yaşanan karmaşa, kabullenmenin anlamı konusunda da yaşanmaktadır.Alkol bağımlılığını kabullenmenin anlamının, oluşturulması veya öğrenilmesi gereken bir süreç olduğunu öncelikle vurgulamak istiyoruz.  İnsan; düşünen, duyan ve davranan bir varlıktır.  Bu üç nitelik arasındaki ilişki ve denge insanı sağlıklı bir bütün kılar.Düşünülenin duygulara emdirilmesi, duyuların düşüncelere kabul ettirilmesi ve ikisi arasındaki uyuşmanın davranışa yansıtılabilmesi gerekmektedir.Bu bağlamda; alkol problemini kabul etmenin anlamı, “benim alkolle sorunum var, ben bunu içmemeliyim” sözünün biraz ötesinde olmalıdır.  Evet, kabullenmenin anlamının ilk koşulu bu sözler olabilir.  Ancak “düşüncenin” sözelleştirdiklerini duygularla uyumlu hale getirmek ve bu ortak ürünü (duygu-düşünce bütünlüğü) davranışa dökebilmek, sorunu kabul etmiş olmayı anlamlı kılabilir.Tedavi edici, tedavi sürecinde bu üç özellik arasında uygun tekniklerle denge kurmaya çalışır.  Bu denge ancak belirli bir süre sonra kurulabilir.  Ancak sorunu kabullenmenin anlamının diğer bir önemli boyutu, sorunu yaşayanın (bağımlının) söz konusu kurulan dengeye bir ‘anlam’ verebilmesidir.Alkol bağımlılığının değişik zamanlarında üzerinde anlam oluşturulan durumlar da değişebilmektedir.  Alkolü bırakmanın ilk dönemlerinde; bu, yaşanan sorunlar olabilirken, uzun süreli alkol almama dönemlerinde içmemenin güzellikleri olabilir. İster ‘sorunlar’, isterse ‘güzellikler’ olsun, ancak bir ‘anlam’ olsun! Alkol bağımlılığını kabul etmenin anlamı; yaşayan ve yaşanabilecek sorunların, yaşanacak güzelliklerin, düşünce- duygu-davranış yapılanmasında ‘denge oluşturan  bir anlama’ sahip olmak demektir. Anlamsız kalmayın.  Anlam öğrenilebilir, oluşturulabilir.

27-Alkol bağımlılarında alkolü bıraktıktan sonra oluşan uyku bozuklukları nelerdir ve nasıl tedavi edilir?

Alkol bağımlısı alkolü bıraktığı ilk günlerde alkol yoksunluğu nedeniyle uykuya dalma güçlükleri,  sık sık uyanma,  kabuslar görme gibi uyku bozuklukları yaşayabilir.. Ancak bazen yoksunluk dönemi (yaklaşık 2-3 hafta ) geçtikten sonra  değişik nedenlere bağlı olarak (depresyon, anksiyete vs.)  benzer uyku bozuklukları yaşanabilir. Çözümü için psikiyatrik tedavi yanında, uyku kaçırıcı çay, kahve gibi içeceklerden kaçınılmalı, yatarken ılık duş alınmalı,  her gece aynı saatlerde yatmaya ve sabah aynı saatlerde kalkmaya özen gösterilmelidir. Psikiyatrik tedavi hizmeti alan bağımlılarda bu problem yaklaşık 6 hafta içinde tamamen ortadan kalkmaktadır. Uyku kabaca iki ana bölümden oluşur. Alkol zaman içinde bu doğal uyku kalıplarını bozar. Uzun dönemde “rüya uykusu” diye adlandırılan REM uykusunun baskılanması alkolün bırakılmasının ilk dönemlerinde kokutucu rüyalarla, kabusların görülmesine ve “dinlendirici uyku” olarak adlandırılan NREM uykusunun derin aşamaları olan 3. ve 4. Hemen geriye gelmemesine bağlı sabahları kalkıldığında yorgun hissetme gibi durumların görünmesine neden olabilir. Bu kısır döngü bir çok alkol bağımlısının alkolü “uyku ilacı” olarak algılamasına yol açmakta, bu durum da alkol probleminin kabullenilmesinde bir direnç faktörü oluşturmaktadır. “Ben alkol içerken daha iyi uyuyordum” tuzağına kapılmamak gerekir.   

28-Alkol bağımlısı alkolü bıraktıktan sonra tekrar alkol içmemek için nelerden kaçınmalıdır?

Alkol bağımlısının alkolü bıraktıktan sonra özellikle alkollü ortamlardan uzak durması, aile içi-çevresel ruhsal çatışmalardan uzak kalması, profesyonel tedavi desteği alması oldukça önemlidir. Ayrıca sorunların çözümü ve alkolsüz yaşamı öğrenmesi için kendisine zaman tanıması gerekmektedir. Bu yazıların değişik bölümlerindeki sorularda açıklanan “gerçekten” çok “mit” olan inançların oluşturduğu tuzaklara dikkat! Bunlardan bazıları; benim iradem güçlüdür, ben inatçıyımdır, benim problemim daha bir şey değilmiş, ben diğerlerinin yanında az içiyorum, ben böyle şeyleri hiç yaşamadım-yaşamam, benim başıma gelmez vs...

Alkol bağımlılığı içme ve içmeme dönmeleri oldukça farklı yaşama biçimi hastalığıdır. Bir “Modus Vivendi” yani. “Yüksek Riskli Durumlar” ı belirleyerek bunlarla başa çıkma tekrar içme riskini azaltacaktır. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda; Öfke gibi olumsuz duygular başta olmak üzere suçluluk, utanç, ortamlar, tedaviden kopma, çabuk çatışmalar yaşama, yoğun istek yaşama ve yaşamdaki her türlü değişikliğin içme kullanmada yüksek risk oluşturduğu, önceden bunlara hazırlık yapılarak içme riskinin azaltılabildiği gözlenmenmiştir.

29-Bir bağımlının alkolü bıraktıktan uzunca bir süre sonra (örneğin 6 ay) fiziksel olarak alkol yoksunluğu yaşaması mümkün müdür?

 Bazen alkol bırakıldıktan uzunca bir süre sonra kısa süreli 'terleme, titreme ve alkol içme isteği' atakları şeklinde görülen yoksunluklar yaşanabilir. Ancak bunlar oldukça kısa sürmektedir ve basit önlemlerle (yer değiştirme, fiziksel aktivite, yemek yeme vs.) ortadan kaldırılabilmektedir. Tıbbi anlamda bu durum uzamış yoksunluk belirtileri olarak tanımlanmaktadır. Bu yoksunluk fiziksel anlamda tehlikeli değildir. Oluşum mekanizması ile ilgili değişik görüşler vardır. Bu durumun alkolün uzun sürede bağlandığı beyin bölgelerindeki alıcıların-reseptörlerin duyarlılığında yaptığı değişikliklerin ruhsal ve sosyal faktörlerle bir araya gelmesi ile oluşması muhtemeldir. Bu sorununun halledilmesi bu sorunun cevaplanmasında başka bir şey değildir. Kişinin bu durumun tehlikeli olmadığını ve kısa sürede geçeceğini bilmesi yeterlidir. Uzman olmayanlar arasında bu durum “kuru kayma” olarak değelendirilmektedir. Ancak klinik gözlemlerimize dayanarak bu durumu aşağıdaki gibi değerlendirmenin daha uygun olduğunu düşünmekteyiz. Alkole tekrar başlama; slip (tökezleme-sürçme), lapse (kayma) ve relapse (nüks) kavramları ile tanımlanmaktadır. Bu kavramları dikkate alınarak; kişinin bir kez uzamış yoksunluk yaşaması ve bu durumu tanıyıp kabullenerek bununla başa çıkabilecek duruma gelmesi “kuru tökezleme”, kişinin bu sorun karşısında aşırı endişe yaşıyarak günlük yaşantısını etkilemesi durumuna “kuru kayma”, bu belirtilerin günlük yaşantıyı kesintiye uğratma durumuna gelmesine ise “kuru nüks” bazı hastalarımızın deyimi ile “kuru ayıklık” olarak tanımlayabiliriz. Bu durumların “nedenini” açıklamak oldukça oldukça zor olabilir. Ancak bu durumların “nedensellik boyutunu” tanımlayabiliriz. Bu durumlar çoğunlukla özellikle “kuru kayma ve kuru ayıklık” tedavi gereklerine uymama ile ilgilidir. Örneğin; kişi alkol almamakta ancak gece akşam boyunca eskiden alkol kullandığı arkadaşları ile alkollü bir ortamda oturmakta, var olan depresyon hastalığını tedavi ettirmemekte, sosyal yaşantısında var olan sorunlarının çözümü ise bireysel görüşmeler yapmamakta veya grup toplantılarına katılmamaktadır. Bunun yanında bu durumlar diğer tedavi gereklerinin yerine getirilmemesi veya getirilememesi ile ilgilidir. Bir anlamda ayıklık bahçesinin yeterince güzelleştirilememesi ile ilgilidir. Bu konunun aile ile ilgili bir yanının da olduğunu düşünmekteyiz. Konu, “ailenin kayma belirtilerinde” kısmen açıklanmıştır.  

30-Alkol bağımlısı olarak çok zor durumda kaldığımda kime ve nereye başvurabilirim?

Öncelikle böyle bir sorunun bir gereklilik olarak görülebilmesi önemli. Başvurulabilecek merkezler:

Balıklı Rum Hastanesi
Bakırköy AMATEM
İstanbul Tıp Fakültesi
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Maltepe Tıp Fakültesi
AA Grupları

Bunun dışında her bağımlı kendi çevresinde “bir yaşam gölgeliği” oluşturmalıdır. İyi ilişkiler oluşturarak “önemli bir diğerleri” ile (significant others) paylaşım süreçlerine girmeye çalışmalıdır.

“Gideceği yeri bilen kaptanlara bütün rüzgarlar evladır”

31- İnsan niçin alkol içme isteği duyuyor?

Kişinin alkol içmesi sosyal açıdan bir öğrenme davranışıdır. Ancak bağımlılık oluştuktan sonra  alkol içme isteği biyolojiktir yani beyin hücresi ile ilişkilidir. Özellikle tedaviden sonra ilk üç hafta içinde duyulan alkol içme isteği beyin hücresinin isteğinden kaynaklanmaktadır. Beynin haz ile ilgili önemli maddesi “dopamin” dir. Bu madde beyinde “sürekli ve geçici” olarak iki fazda salınır. Bağımlılıkta özellikle “az az sürekli salınım” fazı bozulmuştur, bu durum da temel bir baz huzursuzluk kaynağıdır. Bir de dopaminin beyindeki dağılım alanlarının ağırlığı değişmiştir. Örneğin üst beyin faaliyetleri ile “hazlar” (kitap okuma, kültürel faaliyetler vs.. mezokortikal yolak faaliyetleri) azalmış, alt beyin bölge faaliyetleri ile ilgili “hazlar” ( yemek yeme vs.. mezolimbik yolak faaliyetleri) artmıştır.   Daha sonraki zamanlarda duyulan istek psikolojik ve sosyal nedenlere bağlı olabilir. Örneğin yaşam tarzı yeteri kadar alkolden uzak yeniden yapılandırılamamıştır. Bir alkol bağımlısına alkol içme isteğini en fazla hissettiren şey 'alkolün' kendisidir. Bunun dışında belirli ortamlar, zamanlar ve olaylar alkol içme isteğini artırabilir. Önemli olan bağımlının bu faktörleri önceden farketmesi ve tekrar içmeye başlamaması için önlem almasıdır. Alınabilecek en iyi önlem kanımızca 'şişeden' uzak durmaktır. Bu durumda alkol içmenin nedeni artık alkolün kendisidir.

32-  Etil ve metil alkol arasındaki farklar nelerdir?

Etil alkol, içilen alkoldür. Kimyasal yapısı daha farklı olan ve sanayide kullanılan alkol ise metil alkoldür. Metil alkol oldukça zehirlidir. Yaklaşık 20 mg kadarı kişiyi öldürebilir. Metil alkol zehirlenmesinin ilk belirtilerinden birisi 'körlüktür' tür. Kaçak yapılan ve/veya damıtma yolu ile yapılan alkollü içeceklerde kişiyi kör edecek veya ölüme götürecek oranlarda metil alkol olabilir.  Yine kolonyalar içindeki alkol metil alkol içerebilir. Dikkat! Metil alkol içilmesi durumunda; kişinin tedavisi yoğun bakım şartlarında yürütülür. Böyle durumlarda etil alkol içilmesinin hayat kurtarıcı olabileceğine dair eskiden bu yana bir inanç vardır. Ancak bunun tedavisi budur anlamına gelmemelidir. Kişi en kısa sürede ilgili uzmanların gözetiminde tedaviye alınmalıdır.

33- Bağımlılıkta kategorik olarak değişim aşamaları nelerdir?

I-DÖNER KAPI MODELİNE UYAN KİŞİLER

1-KARAR ÖNCESİ DÖNEM; Bu dönemdeki kişi tipik olarak sorunum yok, abartıyorsunuz” der ve tedaviyi kabul etmez.

2-KARAR-NİYET DÖNEMİ; Bu dönemdeki kişi “içmenin değişik yollarını arar”, değişik görüşlere yakınlık gösterir ve görece tedavi almaya çalışır.

3-EYLEM DÖNEMİ; Bu dönemdeki kişi “içerik olarak değişimde anlatılacak” olan alanlarda yaşamını değiştirmeye çalışır. Bu alanlar; farkındalık, kendilik, ortamlar, günlük yaşam düzeni, hizmet alma ilişkileri, çağrışımlar, koşullanmalar, sosyalleşme, kendiliğin güncellenmesi, pozitifi pekiştirme şeklindedir.

4-SÜRDÜRME DÖNEMİ; Bu dönmedeki kişi sağladığı değişimleri “korur” ve tedavi ile olan bağlantısını bir şekilde devam ettirir.

II-SPİRAL MODELE UYAN KİŞİLER

1-KARAR ÖNCESİ DÖNEM; Bu dönemdeki kişi tipik olarak sorunum yok, abartıyorsunuz” der ve tedaviyi kabul etmez.

2-KARAR-NİYET DÖNEMİ; Bu dönemdeki kişi “içmenin değişik yollarını arar”, değişik görüşlere yakınlık gösterir ve görece tedavi almaya çalışır.

3-HAZIRLIK DÖNEMİ; Bu dönemdeki kişi bir süre tedaviyi kendi kendine yapmaya çalışır. Motivasyonu çok yüksektir.

4-EYLEM DÖNEMİ; Bu dönemdeki kişi “içerik olarak değişimde anlatılacak” olan alanlarda yaşamını değiştirmeye çalışır. Bu alanlar; farkındalık, kendilik, ortamlar, günlük yaşam düzeni, hizmet alma ilişkileri, çağrışımlar, koşullanmalar, sosyalleşme, kendiliğin güncellenmesi, pozitifi pekiştirme şeklindedir.

5-SÜRDÜRME DÖNEMİ; Bu dönmedeki kişi sağladığı değişimleri “korur” ve tedavi ile olan bağlantısını bir şekilde devam ettirir.

6-SONLANDIRMA DÖNEMİ; Bu dönemdeki kişi yeteri kadar değişim sağladığına inanır ve tedavi süreci ile olan “organik-canlı” bağlantısına ara vermiştir. Süreci kendi kendine devam ettirmeye çalışır.

İki model arasındaki temel farklılık; sürçme (slip), kayma (lapse) ve nüks (relapse) arasındaki ilişkidir. “Döner kapı” modeline uyan kişiler “tekrar kullandıklarında” hemen tedaviye başlayıp “EYLEM” sürecinden devam edebilirlerken, “Spiral” modele uyan kişiler “tekrar kullandıklarında” “KARAR ÖNCESİ” sürece dönüp tedaviden kopabilirler.

34-Bağımlılıkta içerik olarak değişim alanları nelerdir?

1-FARKINDALIK;  Tanım yapma özelliklerinin değişmesidir. Tanım yaparken; “nesnel bilgi, nedensellik ve sezgilerin” kullanılarak her türlü durum karşısında “olması gereken” gerçekliği görerek “ben ne yapabilirim” sorusuna uygun cevap verebilecek duruma gelmektir. Psikolojik savunma düzeneklerini anlamak önemli bir aşamadır.

2-KENDİLİK DEĞİŞİMİ;Kendilik saygısı (self-esteem- kişinin kendisine verdiği anlam), Kendilik güveni (self-trusth-dış dünyanın kendisine verdiğini sandığı değer) ve Kendilik etkinliği (self-efficacy-ortaya çıkan faydalılık) arasında denge kurabilmesidir.

3-GÜNLÜK YAŞAM DİSİPLİNİ; İnsanın biyolojik yapısı güneşin doğuşuna göre ayarlanmıştır. Bu süreci başlangıç alarak yaşamın yeniden yapılandırılmasıdır.

4-ORTAMIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI; Olabildiğince güvenli bir ortam oluşturulması gerekir.

5-HİZMET ALMA İLİŞKİLERİNİN OLUŞTURULMASI; Tedavi almanın uygun hale getirilmesi, diğer tüm alanlarda da proaktif- önceden hazırlıklı olmak anlamına gelir. Yaşamda “Babil Yardımı” anlayışından uzaklaşmak gerekir.

6-ÇAĞRIŞIMLARI TANIMLAMA VE ÖNLEM ALMA; İnsan karmaşık bir öğrenme sürecine sahiptir. Farkında olmadan da bir çok şey öğrenir. Bazen bu öğrenmeler insanı yapmak istemediği davranışlara zorlayabilir. Bu durumlara dikkat edilmelidir.

7-KOŞULLANMALARI ANLAMAK; İnsan yaptığı her davranışı kanıksayabilir ve otomatik hale getirebilir. Balık-rakı ilişkisinde olduğu gibi bu koşullanmalar zaman içinde değiştirilebilir.

8-SOSYALLEŞME; Sosyal ilişkilerin seçici bir şekilde yeniden yapılandırılması gerekir.

9-KENDİLİĞİN GÜNCELLENMESİ; Biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak kendi gerçek konumunu yeniden değerlendirmek anlamına gelir.

10-POZİTİFİ PEKİŞTİRME; Yaşam olumlu üzerine kurulmuştur. Pozitif yönleri korumak ve pekiştirmek gerekir. Bazen bu pozitif bazı alanlarda yüzde olarak çok düşük olabilir. Durum bunu gerektiriyorsa bu pozitif bir çıkış olabilir!

Bu alanlardaki değişim kişi tedavi sürecine başladıktan sonra başlar ve yaklaşık 6 aylık süreç içinde kişinin kendisinin de kabul edebileceği bir boyuta gelir. Değişim ilgili alanlarda bazen yakınların da uygun şekilde sürece katılmalarını gerektirebilir. Birlikte değişim bu açıdan önemlidir. Bir de kişilerin “değişimle kurdukları” ilişki önemlidir. Değişimi benimsemek ve bu konuda doyum sağlamak gerekir. Değişim için gerekli “psikolojik-psikiyatrik” teknikler ayrıca başka bir yazıda ele alınacaktır.

“to suffer one’s death and to be reborn is not easy” (SF)
-İnsanın kendi ölüm acısına katlanması ve yeniden doğması kolay değildir-                

35 -Alkol alma ve sorunların çözümü arasında nasıl bir ilişki vardır?

Alkol içme, yeme kültürü ile ilgili bir davranıştır. Sorunların çözümü veya sorunlarla başa çıkma uygun davranış ve düşünmeyi gerektirir. Sorunların çözümü için alınan alkol ancak kişiyi uygun düşünme, duyma ve davranmadan uzaklaştırır. Üstelik mevcut sorunlara bir de alkolün yol açtığı sorunlar eklenmiş olur. Kişi bir süre sonra alkol alma nedeniyle sorunlardan uzaklaşmaya başlar. Bu noktada mevcut durumun netleşmesi ve düzelmesi için profesyonel desteğe ihtiyaç başlar. Ancak alkol kullanımı yaşam biçimi oldukça kişi çözümsüz hissettiğinde alkol içerek rahatlamaya çalışır. Bir süre sonra da alkol içme sorunlarla “başa çıkma” mekanizması olarak algılanır. Bu durum kişinin doğal olarak gelişebilecek “başa çıkma” mekanizmalarının engellenmesine neden olduğu gibi alkol bırakıldıktan sonra da kişinin kendisini daha da çözümsüz hissetmesine neden olabilir. Bağımlıların çoğu bu durumu “sudan çıkmış balık gibiyim” şeklinde ifade etmektedir.